Bilinç, Benlik ve Farkındalık



Bir an durup içimize bakalım. Ama özenle, dış dünyanın dikkatimizi çelmesine izin vermeden yoğunlaşarak bakalım (Bu hiç de göründüğü kadar kolay değildir). Ne görüyoruz? Yüzeye yakın yerlerde bir yığın beklenti, umut, kaygı, korku, arzu... Derine, daha derine bakalım. Ne görüyoruz? Belki hiçbir şey belki tarifsiz bir boşluk...

Elbette beklenmedik ve sıradışı görülerden bahsedenlerimiz de olacaktır. Ama hemen hemen hepimiz içimize baktığımızda daha yüzeyde kişisel kaygı, beklenti, endişe, arzu ve benzeri his/düşünce karmaşalarıyla karşılarız. Bu his ve düşüncelerin bir kısmı  neredeyse elle tutulacak kadar şekil kazanmış açık ve seçiktirler. Bazıları ise şu veya bu nedenle henüz bilincin ışığına çıkmamış bir biçim kazanıp tam olarak tanımlanabilir hale gelmemişlerdir. Genel bir tasnife tabi tuttuğumuzda bu his ve düşüncelerin iki kutuplu olduğunu görürüz. Bir tarafta arzular, umutlar, beklentiler diğer tarafta ise korkular, kaygılar, endişeler. Bu iki kutuplu his ve düşüncelerin tek ve yegane kaynağı ise ‘varolma' dır. Hem umutlarımız ve beklentilerimiz hem de kaygılarımız ve korkularımız kişisel varlığımızı koruma ve sürdürme arzusundan kaynaklanır.

Her sistem ister biyolojik, ister sosyal, ister psişik isterse ekolojik olsun  kendi varlığını sürdürmek üzere organize olmuştur. Sistemlerin bütün dinamikleri kendi varlıklarını koruma ve sürdürme amaçlılığı taşırlar. Bu amaçlılık biyolojik düzeyde kolayca ve çarpıcı biçimde görülebilir. Bu açıdan bizim biyolojik yapımızla diğer biyolojik organizmalar arasında önemli bir fark yoktur. Ne pahasına olursa olsun varlığını sürdürme amacıyla kodlanmış biyolojik yapımız oldukça karmaşık mekanizmalara ama bir o kadar da basit kurallara sahiptir. Mesela kan şekerini dengeleyen mekanizmalar karmaşık olabilir ama kan şekerimiz belli bir seviyenin altına düştüğünde sistem basitçe otomatik olarak beslenmesi gerektiği konusunda uyarılır. Bu uyarı biyolojik bir zorunluluk ve ihtiyaçtan kaynaklanır. Biz ise bu uyarıyı bir istek olarak algılarız. Bu algılamanın gerçekleştiği düzeyde yeni bir kavrama ama biyolojiyi aşan bir kavrama ihtiyacımız var. Bu kavram ‘bilinç' dir. Bilincin ne olduğunu, doğasını burada tartışmayacağım. Burada söyleyeceğim yalnızca bilincin bize ‘varlığı koruma ve sürdürmeye yönelik' bir farkındalık sağladığıdır.

Biyolojik zorunlulukların farkındalığı anlamında hayvanların da bir bilinci olduğunu söyleyebiliriz. Ya da şöyle ifade edebiliriz; en gelişmiş hayvanlarda bile bilinç biyolojik zorunlukların farkındalığıyla sınırlıdır. Oysa insan bilincinden kaynaklanan farkındalığın sınırlarını çizmek mümkün değildir. Kaygı ve beklentilerimizin kişisel varlığımızı koruma ve sürdürme arzusundan köken aldığını söylemiştik. Tam bu noktada insan bilincine has bir özellik devreye girer. Geçicilik ve sonluluk farkındalığı. Üzerine ne kadar titrenilirse titrenilsin bu kişisel varlığın sonlu olduğunun farkındalığı. Bir tarafta ne pahasına olursa olsun sürdürülmek istenen kişisel varlık, diğer tarafta derinden derine bütün çabaların nafile olduğunun farkındalığı. İşte insana has bilinç ve insana has kader...

Kaynak: Psikiyatri Online

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !